Yeni ÇED yönetmeliği: şirket katılmazsa iptal, halk katılmazsa sürece devam

Yeni ÇED yönetmeliği: şirket katılmazsa iptal, halk katılmazsa sürece devam
06 Mart 2026 - 08:23 - Güncelleme: 06 Mart 2026 - 08:39

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından hazırlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 5 Mart 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi. Bu yeni düzenleme ile birlikte, Türkiye’nin çevre mevzuatında yıllardır tartışma konusu olan 'ÇED Gerekli Değildir" kavramı tamamen yürürlükten kaldırıldı.
Firma yetkilisi ya da danışman 2 toplantıya katılmazsa ÇED iptal oluyor ancak projeyi protesto ederek ÇED toplantısına katılmayan halkın bu tepkisi “protesto hakkının kullanımı” olarak değerlendirilip ÇED sürecine devam ediliyor.
Evrensel Gazetesi'nden Özer Akdemir'in haberine göre değişikliklerin teknik detayları incelendiğinde, halk nezdinde soru işaretlerine neden olan bazı kavramların yalnızca isim değiştirdiği veya sürecin doğrudan onay aşamasına evrildiği görülüyor. Daha önce valilikler tarafından verilen kararların artık doğrudan "ÇED Olumlu" başlığı altında toplanması, sürecin işleyiş biçimini yeniden şekillendiriyor.
Halkın protestosu şirketin onay belgesi mi oluyor?
Halkın Bilgilendirilmesi Toplantıları'na yönelik getirilen yeni kurallar, proje sahiplerine yönelik yaptırımları sertleştiriyor. Yeni düzenlemeye göre, proje sahibi veya yetkilendirilmiş danışman kuruluşun toplantıya katılmaması durumunda süreç bir kez ertelenecek, ancak ikinci kez katılım sağlanmaması halinde ÇED süreci doğrudan sonlandırılacak. Bununla birlikte, yasal karmaşayı önlemek adına "1 ay" gibi muğlak süreler yerine "30 takvim günü" gibi kesin ifadeler kullanılmaya başlandı. Öte yandan, halkın projeyi protesto ederek toplantıya katılmaması durumunda projenin akıbetine dair bir yenilik getirilmedi. Mevcut yapı, halkın protestosunu "katılım hakkının kullanımı" olarak not edip süreci devam ettirirken, iptal cezasını yalnızca toplantı alanında bulunmayan proje sahiplerine yöneltiyor.
Halkın katılımı bir onay arama şartı değil prosedür olarak görülüyor
Yeni yönetmelik metni incelendiğinde, halkın katılımı mekanizmasının bir "onay" merciinden ziyade, yalnızca tamamlanması gereken bir "bilgilendirme prosedürü" olarak kurgulandığı görülüyor. Yönetmelikteki en temel çıkarımlardan biri, sürecin devamlılığına dair sorumluluğun neredeyse tamamen şirket omuzlarına yüklenmiş olması. Düzenleme, toplantının yapılamamasını yalnızca proje sahibi veya danışman firmanın alanda hazır bulunmaması durumunda bir yaptırıma bağlayarak, sürecin iptali yoluna gidiyor. Bu durum, devletin yatırımcıyı masaya getirmeyi yeterli gördüğünü, halkın katılım sağlamamasının ise sürecin hukuki işlerliğine engel teşkil etmediğini gösteriyor.
Protestolar sadece prosedürü tamamlıyor
Bununla birlikte aksine halkın projeyi protesto ederek toplantıya katılmaması durumu ise bürokratik mekanizmada bir "varlık kanıtı" olarak işlev görüyor. Yerel halkın toplantı alanına gelip sloganlar atarak içeri girmeyi reddetmesi, tutanaklara "halk bilgilenmek istemedi" veya "protesto nedeniyle toplantı yapılamadı" şeklinde geçse dahi, bu durum idari açıdan bilgilendirme yükümlülüğünün yerine getirilmeye çalışıldığı şeklinde yorumlanıyor. Böylece protesto eylemi, projenin önünü kesmek yerine, o aşamanın "tamamlandığına" dair bir kanıta dönüşüyor.
Halka sadece katılım hakkı ‘lütfedildi’!
Sonuç olarak yönetmelik, halka bir "karar verme yetkisi" değil, yalnızca bir "katılım hakkı" tanımakta. Bu hakkın protesto yoluyla kullanılmaması veya reddedilmesi, projenin ilerlemesi önünde hukuki bir engel olarak tanımlanmıyor. Aksine, mevcut yasal çerçeve içerisinde bu aşamanın bir şekilde formüle edilerek kayıtlara geçmesi, sürecin bir üst basamağa taşınması için yeterli kabul ediliyor.
"ÇED gerekli değildir" tarih oldu: Karar artık doğrudan "olumlu"
Yönetmelikte yapılan en dikkat çekici düzenleme, terminolojik sadeleşme adı altında karar mekanizmalarının değiştirilmesidir. Pek çok maddeden çıkarılan "ÇED Gerekli Değildir" ibaresinin yerini, doğrudan projenin uygun bulunduğunu gösteren "ÇED Olumlu" veya projenin daha kapsamlı incelenmesi gerektiğini belirten "ÇED Raporu Hazırlanmalıdır" ifadeleri aldı. Bu durum, ön inceleme aşamasına tabi olan projelerin ya doğrudan onay alarak faaliyetlerine başlaması ya da kapsamlı bir rapor sürecine dahil edilmesi anlamına geliyor. Bu değişiklikle birlikte bürokratik süreçlerin isimlendirilmesinde bir standart sağlanması hedefleniyor.

 

 

Fotoğraf: Bartın Platformu

 

Sektörel kapasite sınırları ve eşik değerler

Yönetmelik değişikliği ile güneş enerjisinden madenciliğe, atık yönetiminden hayvancılığa kadar birçok sektördeki kapasite sınırları yeniden belirlendi. Daha önce ÇED süreçlerinden muaf olan veya alt sınırlarda kalan birçok tesis, tam kapsamlı ÇED Raporu (Ek-1) zorunluluğuna dâhil edildi. Örneğin; gemi söküm tesisleri, 50.000 m3/yıl üzeri alkollü içecek üretimi, ketçap/mayonez/salça üretimi (25.000 ton/yıl), deniz ürünleri işleme, çikolata ve kakao üretimi (100 ton/gün) gibi tesisler ÇED yapması zorunlu olan EK-1 listesine eklendi.

Güneş Enerji Santralleri (GES) için arazi kurulumlarında 25 hektar sınırı güncellenirken, yüzer GES projeleri için 2 hektarlık bir sınır getirildi. Madencilik alanında açık işletmelerde 25 hektar sınırı korunurken, kırma-eleme tesislerinin kapasite sınırları netleştirildi. Hayvancılık sektöründe ise listeye deve yetiştiriciliği eklenirken, kümes hayvanları için "1 tavuk = 7 bıldırcın" şeklinde yeni bir denklik tablosu oluşturuldu. Ayrıca, ticari limanlar ve 24 metreyi aşan yat imalat tesisleri sıkı denetim kapsamına alınırken, sportif amaçlı iskeleler bu kapsamın dışında tutuldu.
Kuraklık olgusu ÇED sürecinde göz önünde bulundurulacak
Değişiklikle olağanüstü durumlar ve mücbir sebepler arasına "doğal afet" ibaresinin yanına "kuraklık" da açıkça eklendi. Küresel iklim değişikliğinin en büyük etkilerinden biri olan kuraklık, artık projelerin yapılabilirliğini doğrudan etkileyen hukuki bir "olağanüstü durum" olarak mevzuata taşınmış oldu. Bu durum, özellikle su yoğunluklu projelerin çevresel etkilerinin daha geniş bir perspektifle incelenmesine olanak tanıyabilir.
Diğer yandan, proje sahibi değiştiğinde veya ünvan değişikliği yaşandığında, yeni sahibin taahhütlerini bildirmesi için 90 günlük bir süre tanınması kararlaştırıldı. Bu süre zarfında bildirim yapılmaması halinde tüm sorumlulukların otomatik olarak yeni sahibe geçmiş sayılacağı, ancak yerinde inceleme şartının korunacağı hüküm altına alındı.


Bu haber 70 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum