Ne oldu bize? neme lazım toplumu mu olduk? A.Suat Ertosun /yazdı

Ne oldu bize? neme lazım toplumu mu olduk? A.Suat Ertosun /yazdı
22 Mayıs 2026 - 07:01 - Güncelleme: 22 Mayıs 2026 - 07:21

Ülkemizde 1980’li yıllardan sonra başlayan hoyratlık (kaba, kırıcı ve hırpalayıcı davranış); siyasette, ekonomide, sanayide, eğitimde, sporda, tartışmalarda, basında, sosyal medyada, dizilerde, özetle yaşamımızın her alanında, ne yazık ki olanca hızıyla devam ediyor.

Bu hoyratlık, kimi zaman o kadar ileri gidiyor ki, neredeyse utanmazlık düzeyine  varıyor.

Kişisel ve ailevi yaşamlar, sırlarla birlikte medyada sergileniyor. Rahmetli babaannem, “Oğlum, bu evler, dört duvarlar neleri, kimleri barındırıyor? Evde olanları dışarıya aktarmayın!” sözlerini sık sık tekrarlardı.

Eskilerin “hicap” dedikleri, utanma duygusunu her alanda arar olduk.

Aklıma Atatürk’ün de çok sevdiği, güftesi Nigâr Osman Hanıma, bestesi Tatyos Efendi’ye ait Hicazkâr makamındaki,

“Mani oluyor hâlimi takrire hicâbım,

Üzme yetişir, üzme firâkınla (ayrılık) harabım…”

Şarkısı geliyor.

Bu şarkıdaki nazenin havayı ve dokunuşları, hele hele rahmetli Safiye Ayla söylüyorsa arıyor ve özlüyorum.

Sonra aklıma güftesi Fuat Edip Baksi’ye ait, Selahattin Pınar’ın bestelediği, rahmetli Zeki Müren’in dingin ve rahatlatıcı sesiyle klasik tarzda seslendirdiği Hicaz makamındaki,

“Bir bahar akşamı rastladım size,
Sevinçli bir telaş içindeydiniz,
Derinden bakınca gözlerinize,
Neden başınızı öne eğdiniz…”

Şarkısı geliyor; susuyor ve üzülüyorum.

Bu örnekleri her alanda çoğaltabiliriz.

Dönüp, günümüze geliyorum. “Ne oldu bize?” derken, aklıma bu kez rahmetli hemşehrimiz İlhan Şeşen’in “Neler Oluyor Bize?” şarkısı geliyor.

Gerçekten ne oldu bize?

“Kol kırılır yen içinde, baş kırılır fes içinde kalır!” diyen atasözümüzü unuttuk mu?

Bugün reyting uğruna, kazanma hırsı, öne çıkma ve meşhur olma adına, her şeyin geçerli sayıldığı bir toplum hâline geldik. Nezaketin, zarafetin ve kibarlığın yerini; arsızlık, yüzsüzlük ve utanmazlık aldı başını gidiyor.

Oysa bu tür davranışların bir karşılığı olmalı değil mi? Hukuku bir kenara bıraksak bile; toplumun ve çevrenin bu tür kişileri kınaması, ayıplaması ve dışlaması gerekmez mi?

Bunun da cevabını yazar ve şair Murathan Mungan veriyor: “Türkiye’de her şey olabilirsiniz; ama bir tek şey olamazsınız, rezil olamazsınız. Unuturlar çünkü. Hafızaların 24 saate ayarlı olduğu bu ülkede isteseniz de rezil olamazsınız!” diyor.

Toplumsal tepkinin olmadığı yerde, ahlakın çöküşü mukadderdir.

Osmanlı İmparatorluğu Padişahı Kanuni Sultan Süleyman ve süt kardeşi Mutasavvıf, Şair, Alim ve Müderris Yahya Efendi arasında geçtiği söylenen bir menkıbe vardır. Kısaca anımsatalım. Kanuni; Yahya Efendi’ye kendi el yazısı ile yazdığı bir mektupla, “Bu devlet hangi hâlde çöker?” diye sorar. Yahya Efendi, “Neme lazım be Sultanım!” yazılı kısa bir notla karşılık verir. Topkapı Sarayında bu cevabı okuyan Kanuni, bu sözlere bir anlam veremez; kalkar Yahya Efendi’nin Beşiktaş’taki dergâhına gider ve verdiği cevabın anlamını sorar. Yahya Efendi özetle, “Sultanım, bir yerde zulüm artar, haksızlık, hukuksuzluk ve yolsuzluk sıradan hâle gelir, bilenler ses çıkarmaz, herkes “ben-ben”, ilgililer “Neme lazım be” derse, “o zaman Osmanlı yıkılır” der. Kanuni de kendisini uyaran böyle bir alim olduğu için Allah’a şükrederek oradan ayrılır.

Bunu Ülkemize ve Manisa’mıza uyarladığımızda, karşımıza akıl almaz büyük bir vurdumduymazlık tablosu çıkıyor.

Bizim konumuz Manisa merkez ilçeleri. En verimli topraklarımız, nerede duracağı belli olmayan organize sanayi bölgelerine veriliyor; can damarımız Gediz nehri kan ağlıyor, can çekişiyor; suyumuz tükeniyor; yaşadığımız çevre sürdürülebilir değil; artan nüfusu kentimiz kaldırmıyor…

Tehlike kar topu gibi büyüyerek geliyor. Hemşehrilerimizin yaşamı zorlaşıyor. Umursamazlık almış yürümüş. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın!” anlayışı hâkim olmuş. Çoğunluk, üç maymunu oynuyor. Bazıları, çıkar hesapları yaparak, bu gelişmelerden bize ne düşer beklentisi içinde!

Bu gidişata duyarlılık gösteren bir grup insan dışında ses çıkaran yok! Onların da sesi, ekonomik gücü olanlar tarafından, hoyratça ve tehdit dili kullanılarak kısılmak ve bastırılmak isteniyor!

Aslına bakarsanız toplumumuzda, “neme lazımcılık” sosyal bir hastalık hâline gelmiş durumda.  Bundan, bir an önce kurtulmamız gerekiyor.

Verimli toprak varlığımız sınırlı. Kaliteli bir yaşam için sağlıklı gıda, sağlıklı gıda için temiz bir çevre ve verimli toprak gerekli. Sürdürülebilirlik ve çevre duyarlılığı, gelecek nesillere karşı vazgeçilmez sorumluluğumuz.

Sorunlara sahip çıkmak, çözüm yolları önermek ve gerektiğinde yasal yollara başvurmak; hem yurttaşlık görevi, hem insan olmanın gereği, hem de en temel haklarımızdan biridir.

Öyleyse ne bekliyorsunuz?


Bu haber 49 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum