Önemli olan alacağımız karar, yapacağımız iş, işlem ve çalışmalarımızla rakiplerimizi ve kendimizden önceki görevlileri geçmek, halkı daha huzurlu ve mutlu yapmak iken; etik değerlerin ve erdemli olmanın fazla önemsenmediği toplumlarda geçerli olan kurallardan biri de, rakiplerini suçlayarak, aşağılayarak ve ötekileştirerek kendini ve yaptıklarını üstün göstermedir.
Çok kişinin bildiği, sosyal medyada dolaşan bir hikâye vardır.
Deniz kenarında kumlar üzerine oturmuş, meditasyon yapan bir Japon bilgesine yaklaşan bir genç, “Beni öğrencin olarak kabul et.” deyince; Japon bilge, parmağı ile kumun üzerine düz bir çizgi çizer ve “Kısalt.” der. Genç, çizginin yarısını silince, “Git. Bir yıl sonra gel.” cevabının verir. Aradan bir yıl geçer. Genç yine gelir. Bilge tekrar bir çizgi çeker ve onu kısaltmasını ister. Bu kez genç, çizginin yarısını elleriyle kapayınca, bilge “Olmadı. Git ve bir yıl sonra tekrar gel.” der. Bir yıl sonra gelen gence aynı soruyu sorar. Genç “Bilmiyorum.” deyince, bilge çizginin yanına daha uzunu çizer ve “Şimdi kısaldı.” der.
Bu hikâye, Japon kültüründe ilerlemenin yollarını gösteren sırlardan birisi olarak anlatılır. Kişinin diğer insanları kötüleyip, aşağılayarak alt etme düşüncesiyle değil, egolarını ve hırslarını gemleyip olgunlaşarak, kendini geliştirerek ve rakiplerinden daha iyisini yaparak geçebileceğini, ilerlemenin bu şekilde olacağını anlatır bize.
Yine rahmetli Süleyman Demirel’in de sık anlattığı üç zarf hikâyesi vardır. Başarılı olamayan bir sadrazam yeni sadrazama görev teslim ederken üç zarf verir ve “Başın sıkışınca bunları sırayla açarsın!” der. İşler iyi gitmez. Sadrazamın aklına zarflar gelir. Birinci zarfı açar. İçinde, “Senden öncekileri kötüle!” yazıyormuş. Başlamış, önceki görevlileri kötülemeye. Bir müddet böyle idare etmiş. İşler yine düzelmemiş. İkinci zarfı açınca içinde “Etrafındakileri kötüle!” yazdığını görünce, başlamış etrafını kötülemeye. Bir süre de böyle idare etmiş. İşler daha da berbat olunca, son zarfı açmış. “Sen de üç zarf hazırla!” yazıyormuş. Bizde pek istifa da olmaz ya, neyse! Bu hikaye de belli bir zihniyeti gösteriyor… Buradaki sadrazamı bakan, genel müdür, belediye başkanı vb. olarak değiştirebiliriz.
Ülkemizde siyasetin hâli meydanda. Karşılıklı dayanaksız suçlamalarla, ülke yararına işler yapıl(a)madığı bilinen bir gerçek.
Hâl böyle iken, herhangi bir denetim ve araştırma yapmadan, somut verilere ve kanıtlara ulaşmadan mal bulmuş mağribi gibi suçlamaların uzun vadede yararlı olmayacağını söyleyebilirim.
Cevaben, ülkemizde hukukun etkin bir şekilde işlemediği söylenebilir. Geçmişte yaptığım Hâkimler ve Savcılar Kurulu üyeliği sırasında ve daha sonra Fetulahçılar ile o yıllarda onlarla düşünsel ve eylemsel olarak birlikte hareket eden iktidar yandaşı basının yoğun aşağılama, ötekileştirme, itibarsızlaştırma ve haksız suçlamalarına maruz kalmış ve bunlardan çok çekmiş bir kişi olarak, yine de etik değerlerden ayrılmadan, hukuk çerçevesinde hareket edilmesi görüşündeyim.
Çünkü gerçeklerin er ya da geç, ortaya çıkmak gibi kötü bir huyları vardır. Aslında buna kötü huy değil, iyi huy demek lazım! Buddha, “Üç şey uzun süre saklanamaz. Güneş, ay ve gerçekler.” diyor.
Dileğim, 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde seçilerek görev üstlenen yeni yöneticilerin, kendilerine verilen sorumlulukların hakkını vermeleri, peşin ve ön yargılı suçlamalardan kaçınmaları. Görevlerinin gereği, eski iş ve işlemleri denetle(ttiril)meleri ve yeterli kanıt elde edilmesinin ardından, yasal yollara başvurmaları.
Gençlik yıllarımızda, televizyonumuz tek kanallı iken TRT’de, senaryosunu rahmetli Attila İlhan’ın yazdığı ‘Kartallar Yüksek Uçar” isimli, başrollerinde Selda Alkor ile rahmetliler Sadri Alışık ve Can Gürzap’ın oynadığı, Turgutlu (Kasaba) ve İzmir’de geçen çok güzel bir dizi oynamıştı. Dizinin unutulmaz karakteri ‘Banazlı İsmail’ rolünü canlandıran Sadri Alışık’ın çok sık kullandığı bir deyim vardı. “Uhuletle (doğrusu usuletle) ve suhuletle” (sessiz ve sakin bir şekilde, aceleye gerek yok) derdi. Ablalarımız ve ağabeylerimiz de itidalli olun (aşırı olmama durumu, ölçülülük, soğukkanlılık) ve teenni ile hareket edin (ilerisini düşünerek acelesiz iş görme, ağır davranma) derlerdi. Önerim, itidal içerisinde teenni ile hareket edilmesi.
Sözün özü: Etki tepkiyi doğurur… Unutmayalım ne ekersen, onu biçersin. Empati (eşduyum, duygudaşlık) yapmak, peşin ve ön yargılı tutum ve söylemlerden kaçınmak hem erdem, hem de hukuk içinde kalınmak suretiyle gelecekte pişman olunmayacak bir davranış biçimidir. Usuletle ve suhuletle hareket etmeyi aklımızdan çıkarmayalım…
———+———-
Güzel Sözler
Sabır, erdemin cesaretidir. Bernard de Saint Pierre
Yalnız yaptıklarımızdan değil, yapmadıklarımızdan da sorumluyuz. Moliere
Peşin hükümlü (ön yargılı) olmak; daima zayıf olmak demektir. Samuel Jonhson
Peşin fikirler, muhakemesiz hükümlerdir. Voltaire
İTİBAR SUİKASTI
Editor: Haber236
22 Nisan 2024 - 11:25
SEÇMEN FERASETİ
04 Nisan 2024 - 22:38
Bu süreçte, önceki yıllarda YSK seçim yayın yasakları nedeniyle Avrupa basınından ilk verileri alırdık; alt yazıda iktidar aleyhine veya lehine yönlendirmeler olurdu, subliminal mesajlar da geçerlerdi. Oldum olası bizim içişlerimize böyle üstten bakış veya kitle mühendisliğine ilişkin propagandayı ayıklamak isterim.. Bazı medya organlarında daha dünden Türkiye’ yi Rusya ile bir tutmak çabası vardı; bunun nedeni, ‘otoriterizmin’ hem siyasal hem de devlet kurumlarındaki ağırlığı iddiasıyla tartışmalı bir demokratik iklimi yayma çabasıydı.
Biz de sonuçlar açıklanmadan seçim tahminlerini hızlı ve sondaj usulünde eğilimleri 5-6 il üzerinden incelerken, CHP’ nin mesela Adana, Diyarbakır, zaten İstanbul, Mersin var, bunun gibi, birçok şehir gibi Manisa’da da tarihinin en önemli seçim başarısını elde ettiğini gördüğümüzde bunun ülke geneline nasıl yansıyacağını merakla bekledik.
Evet tahminler CHP için daha önce bir başarı hikayesi gösteriyordu, ancak 31 Mart yerel seçim sonuçlarında verdiği mesaj, Avrupa basınında ve yapay zeka üzerinden çalışanlar da bile büyük sürpriz oldu. Neticede 20 yıllık AKP iktidarına karşı ilk kez böylesine oy farkı elde edilmişti.
Bu öyle bir başarı hikayesi ki inanın seçim için önceden çoklu bir senaryo yazalım desek bugün ki sonuçları tutturamayız!.. Seçmen feraseti böyle bir şey olsa gerek.
Halk verdiği mesajla,
Mesela İstanbul’ da bazen cemaatlerle anılan semtlere, Adıyaman ile tarikatlara; Manisa, Kütahya ve Kastamonu ile ülkücülere; ve ülke geneline yayılan seçmen oyuyla siyasal İslamcılara sarı kartı gösterdi.
Ama bir sor bakalım neden?
Bir kere siyasal İslam denilen düşünceye karşı itirazını yapıyor; geleneklerime bağlıyım ama sofistike olarak dinci ile dindarlık çizgimi ayırmak ve inancımı korumak istiyorum.’ diyor.
Yolsuzluk iddialarına karşı adalet mekanizmasını gereğince işletmeyen yandaş kesimlere uyarı mahiyetinde ve hatta belediyeler dahil kurumlarda liyakatsizliği de öne çıkararak haksızlıklara dikkat çekiyor.
Belki Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile otoriter ağırlıklı bir iktidar görünüme de itiraz etmiş olabilir.
Öyle ya şimdi herhangi bir bakan veya iktidar siyasetçisine toz kondurulamıyor; Sayıştay denetimleri ve kurumlarda müfettiş kadroları boşaltılıyor; ihaleler şeffaf değil; sebepsiz zenginlikler iktidar yakınlıklarıyla arttı, deniyor…
İmar rantı, siyaset rantı, deniyor… İşte bu konuların ele alınmasını ‘karartan’ bir siyaset otoriterliğinin kamuoyunu yönlendirdiğini düşünüyor belki.
O zaman da halk soruyor: ‘Hani dünya bizi kıskanıyordu, hani aya gidiş geliş duble yol gibi zenginlikte uçuyorduk; hani faiz enflasyonun nedeniydi, hatta nas vardı?.. Yandaş zenginlikleri büyüdü, şimdi emekliye para mı bulamadın; doktor dövmekle mi övünüyorsun; yargı güveni, anayasal haklar, çalışma barışı, girişimci özgürlüğü nerede?’ diyor.
‘Ekonomik gelişimden pay alamıyorum, fakirleştiren bir büyüme değil zenginleşmek istiyorum…’ diyor.
Ve bunu sağ seçmenin ağırlıkta olduğu bu ülkede mesajını sandığa yansıtıyor.
Tabii seçim tek yönlü bir mesaj değil; feraset işte burada gizli, CHP’ ye de ‘Unutmayın ki AKP 3 Y- Yolsuzlukla, Yasaklarla, Yoksullukla- mücadele edeceğim diye iktidara geldi; şimdi bir de sizleri görelim ne yapacaksınız.’ diyor.
Halkın tüm partilere çağrısı şu olsa gerek:
‘Medeniyet ve zenginlik benim hakkım; iyi çalışın yoksa bu makamların geçici olduğunu sizlere hatırlatırım ha!’ diyor…
Bu haber 408 defa okunmuştur.







YORUMLAR