Siyaset o kadar içimizde ve iliklerimizde ki; insanlığı, dostluğu, vicdanı, yardım severiliği, sevgiyi korumak, kollamak neredeyse sıfırladı hayatımızda.
O şucu, bu bucu kelimeleri unutturdu yarenliği, arkadaşlığı, samimiyeti.
Hepimiz hayatımıza siyasi yakınlığına inandığımız insanları katar olduk....
Kızgınız, öfkeliyiz, kendimizden olmayanı hırpalamak istiyoruz...
O kadar katılaştık ve zalimleştik ki İyi duyguları bile siyasi yakınlığımıza göre hisseder olduk...
Anlayış, hoşgörü, merhamet nerede ?..
Ben bulamıyorum göreniniz var mı?
Biri acilen bu kokuşmuş zihniyetten bizi kurtarmalı...
Siyesette kitabına uygun olmalı, insanlıkta...
Yavaş yavaş değil, hızlı hızlı tükeniyoruz..
Demokrasilerde fikirler yarışır, insanlar değil.
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin önünde yaşanan kürsü tartışmaları da bize bir kez daha gösterdi ki siyasetin dili ne kadar sertleşirse, toplumdaki kutuplaşma da o kadar derinleşiyor.
Kürsüler; kavganın, gerilimin ve öfkenin değil, düşüncenin, eleştirinin ve çözüm önerilerinin kürsüsüdür.
Farklı görüşler elbette olacaktır, ancak demokratik olgunluk; farklılıkları çatışma sebebi değil, ortak akıl üretme fırsatı olarak görebilmektir.
Milletin iradesini temsil eden kurumların önünde yaşanan her tartışmada sağduyunun, hukukun ve karşılıklı saygının hakim olması en büyük temennimizdir.
Çünkü güçlü demokrasiler, bağıranların değil, birbirini dinleyebilenlerin omuzlarında yükselir.
Eskiden insanlar aynı sofrada farklı fikirlerle oturabilir, tartışsa bile birbirinin yüzüne sevgiyle bakabilirdi.
Şimdi ise farklı düşünmek, adeta düşman olmak gibi görülüyor. Tahammül azaldı, dinlemek yerine yargılamak çoğaldı. Herkes kendi doğrusunu tek gerçek sanarken; saygı, anlayış ve empati sessizce aramızdan çekilip gidiyor.
Oysa bir toplumun gücü, herkesin aynı düşünmesinden değil; farklı düşüncelere rağmen birbirine insan kalabilmesinden gelir.
Fikir ayrılıkları olabilir ama kırmadan konuşmayı, ötekileştirmeden dinlemeyi unutmamalıyız. Çünkü saygının bittiği yerde huzur da, birlik de kalmaz.
Birbirimizi susturmaya değil, anlamaya çalıştığımız gün; belki yeniden insan olmayı hatırlarız.
Öyle değil mi?..